Batı Dünyasıyla Aramızda Bir Fark Var

1904 yılıydı.

Almanlar, Namibya’yı işgal ettiler. General Lothar, işgal bölgesindeki bütün yerlilerin öldürülmesi talimatını verdi. 100 binden fazla insanı kadın, çocuk, yaşlı demeden öldürdüler. Hayatta kalanları öldürmek için içme suyuna zehir katıp otlakları da yaktılar.

1885'ten 1905'e kadar öldürdükleri yerli sayısı 600 bine ulaştı.

1918 yılıydı.

Mısır'ın İskenderiye şehrindeki İngiliz kampında, mikrop kırma bahanesiyle dezenfekte havuzuna olması gerekenden çok fazla Krizol maddesi kattılar, 15 bin Osmanlı askerini süngü zoruyla havuzlara soktular ve hepsini kör ettiler.

1945 yılıydı.

Fransa Cezayir'i işgal etti. 1954'te başlayan bağımsızlık mücadelesi 1962'ye kadar sürdü ve 1 milyon insan Fransızlar tarafından katledildi.

Setif kentinde savaşın bitmesini ve galibiyeti kutlayan Cezayirlilere Fransız ordusu havadan ve karadan saldırdı. Sadece birkaç gün içinde 45 bin insanı katlettiler.

1992 yılıydı.

Bosna Savaşı esnasında Srebrenitsa, Birleşmiş Milletler'in güvenli bölge ilan ettiği yerlerden biriydi ve Hollanda Ordusu’nun sorumluluğundaydı. Bir gece Hollanda Ordusu aniden şehri terk etti. Hollandalı askerler kendilerine sığınanları dahi Sırplara teslim ettiler. Sırplar 5 gün süren katliamda 8.300 kişiyi acımasızca tek tek öldürdüler.

2003 yılıydı.

Amerika, Irak’ı işgal etti. Amerikan askerleri, Ramazan Bayramı'ndan hemen önce Samarra kentinde 15-20 yaşlarında 30 kızı kaçırıp tecavüz ettikten sonra ellerine onar dolar tutuşturup perişan bir hâlde evlerine geri gönderdiler. Aynı zulmü bayram sonrasında da tekrarlamak istediler. ABD askerleri halktan bir hafta içinde 50 bakire kızı hazırlamalarını istediler, kızları bulamayınca bu kez 54 sivili öldürerek harabe binalara attılar ve ardından da helikopterlerden açtıkları roket ateşleriyle harabe binaları tamamen yıkıp, cesetleri tanınmaz hâle getirdiler.

Hıristiyan Batı’nın tarihinde, onların yaptığı, yazmaya devam etsek bitmeyecek, sonu gelmeyecek daha nice katliamlar ve acılar var.

Şehitlerle, yetimlerle, fitnelerle, kavgalarla, türlü imtihanlarla yoğurulmuş kesif ve göz gözü görmeyen bir toz bulutunun içinde birlikte yürüyen koskoca bir ümmetiz.

Batılı şehirler gibi düzenli ve imrenilesi değil şehirlerimiz, cenneti anımsatan sokaklarımız yok.

Kimimiz mülteci kamplarında yaşıyoruz, kimimiz mahallemize su kuyusu açılınca sevinçten ağlıyoruz, kimimiz Kur’an’ı hâlâ tahta levhalara kömürle yazarak öğreniyoruz, kimimiz başka ülkelerin yardımlarına muhtaç hâldeyiz.

Kimimiz de çok tembeliz mesela, kimimiz fazla günahkâr, kimimiz pisiz, kimimiz maddi kaygılarla sarhoşuz, kimimiz faizli borçlara batmışız gırtlağına kadar, kimimiz gecekondu mahallesinde kimimiz de zengin semtlerinde yaşıyoruz.

Son yüzyılda olup bitenleri birlikte değerlendirince, ortaya çıkan tabloya uzaktan bakınca, “ne hâlde olduğumuzun” hüznü, kahrı ve pişmanlıkları bir yana, “ne olmadığımız” yine de daha huzur verici, bu kesin.

Onlar gibi sömürgeci değiliz, güçlü zamanlarımızda da olmadık.

Onlar gibi katil değiliz, petrol uğruna ve daha fazla refah içinde yaşamak uğruna milyonlarca insanın kanı ellerimize bulaşmadı.

Batının gücü, kibri ve kültürü altında eziliyoruz, doğru.

Bu zilletten kurtulmak için adanmış hayatlara muhtacız, doğru.

En başta kendi eğriliklerimizi düzeltmeliyiz, doğru.

Daha fazla geç olmadan uyandırılmaya muhtaç gafletli uykulardayız, doğru...

Ama yine de, yukarıda sıralanan utançlara sahip bir ümmetin, milletin ve devletin fertleri değiliz!

Hamdolsun.

-o-

Halil İbrahim

26 Nisan 2020

YORUM EKLE