BALKANLARDA AYVAZ DEDE ŞENLİKLERİ RÜZGARI ESTİ


 
 
Bu Yıl 511.  Yılı kutlanan AYVAZ  DEDE şenlikleri, Bizim O, topraklardaki; varlığımızın ispatı gibi her sene yapılmaktadır. Boşnakların İslam'ı kabul etmesinin en önemli sembollerinden Akhisarlı Ayvaz Dede anısına Bosna Hersek'te bu yıl 511'incisi düzenlenen Ayvaz Dede Şenlikleri yine coşkulu ve heyecanlı anlara sahne oldu.

Balkanlara vurulan İslam mührü hala birilerini rahatsız etmektedir. Medeniyetimizin temsilcisi olan muhteşem yapılar, Bosna savaşında yerle bir edilmiştir. O simgelerin onların mantığına göre, yok edilmesi gerekmektedir. Tahammül dahi edemiyorlar. Hala Türk isimlerine karşı, Türk adetlerine karşı bir savaşın içerisindeler. Türkçe eğitimini engellemek için tüm gayretlerini göstermektedirler.  Dini yapılanmayı bile kontrol etme çabası vardır. Oradaki Boşnakların Müftü seçimleri bile yapılan anlaşmalar göre, kendileri tarafından yapılması gerekir. Oysa Balkan ülkeleri bağnazlıklarını devam ettirerek, Müftü atamalarını Türklerin azınlık oldukları tüm bölgelerde, kendileri yapmaktadır.

Ecdadın muhteşem eserlerinden bazıları hala bir mühür gibi, O coğrafyayı süslemeye devam etmektedir. Çağlara Osmanlı selamını sunmaktadırlar.

Boşnakların İslam'a geçmesinin en önemli simgelerinden Akhisarlı Ayvaz Dede anısına, beş asırdan daha uzun süredir düzenlenen etkinlikler kapsamında; ülkenin farklı kentlerinden ellerindeki sancaklarla atlı birlikler,  merkezi programın yapılacağı Prusac kasabasına doğru yola çıkarlar.

Ayvaz Dede Şenlikleri, Bosna Hersek'te bu zamana kadar yapılan en uzun soluklu etkinlik olarak biliniyor.

Bunları düşünürken, uzaklardan bir yanık türkü gelir, kulaklara... TUNA  NEHRİ   AKMAM, diyor... Bir çoğumuzun bağrından, bir şeyleri söker gibi; alır, bir yerlere götürür, bizleri...

Hüzün, gözyaşı, kan, nefret... İhanet Ayrılış Koparılış Sürgün...

Kulaklarımızda; bir hüzünlü türkü, bir marş gibi, dinlenerek, bizi duygulandıran zaman, zaman; çeşitli vesilelerle, işittiğimiz; ender marşlardan, biridir. Bir ayrılışın, kopuşun, destansı hikayesini anlatır. Biz hikaye gibi algılayabiliriz. Aslında, Bu Marş; Osmanlının hangi oyunlarla balkanlardan kopuşunun acıklı, hüzünlü, bir o kadar düşündürücü serüvenini anlatan, belgesel gibidir.

Balkanlarda; kimi ırmak ve dereler gibi, Tuna nehri, o çağlarda Osmanlı topraklarından; nazlı bir gelin gibi süzülerek, Karadeniz'e boşalmaktadır. Her ne kadar doğuşu o topraklarda olmasa bile; hırçın, deli, kimi zaman taşkın veren; en geniş, su yüzeyi yüksek hali, Osmanlı topraklarında idi. Şimdilerde; uzaklarda kalmış, bizlere küskün; nazlı, nazlı akmaktadır. Yakın zamanlarda; O, coğrafyada yaşanmış acımasız, destansı olayları, anlatırcasına; bir rüzgar esintisi ile, kulaklarımızda çınlamaktadır. Bir başka şeyler söyler bize; Tuna... Hatırlatmak ister...

Bu türkünün bir yanında; Osman Paşa ve ordusunun yaşadıkları sıkıntılar iç, içe işlenmiştir. Yine sanki, azgın, kıyıya vuran; su kitleleri, sert ve horultulu hali ile; Bu Toplumun asırlardan beri, kendi içerisinden yetişen, ihanetlerini mırıldanır, gibidir. O nedenle çok hırçın ve sert, kontrol edilemez hale gelir. Bu hikayenin Avrupa'daki başlangıcı, Viyana kuşatmasındaki, ihanetle başlar... Kısacası; bizi, bizden biri yaralamıştır...

Evet, yakın tarihimiz, Osmanlının yıkılış döneminin; bu tür ihanetlerin, boy gösterdiği, yeşerdiği bir ortam olma özelliğini korumaktadır.  

Cihan şunu bilmelidir; Zaman, o kadar acımasızdır ki; Bugün, o olayları hatırlamaktan uzaktır. Geçmişte ve günümüzde yaşananlar; Sanki, bir sinema şeridine kaydedilmiş, film gibi hatıralarımızda, canlanır. İçeriğinin ne kadar acılarla dolu olduğu, sonucunun çok ağır bir ihanet olduğu, gözlerden kaçmaktadır. O bir film değil, yaşanmış gerçektir...

Yaşadığımız zaman da geleceğimiz için; bu ibret dolu olayları iyi analiz etmek, sonuçlarını, iyi değerlendirmek zorunda olduğumuz günlerdir. Şimdilerde; Tuna Nehri, belki de söylediğimiz, mırıldandığımız; türküler kadar, hafızalarımızda yer almaktadır. Ancak, gerçek bu değildir. Aynı zamanda, Tuna; Koca bir ihanet, kan, kin, nefret, katliam, acımasız ve öldürücü bir göç, kavramlarını da; bize hatırlatmalıdır. Balkanların, O coğrafyanın simgesi olduğunu hatırlatmalıdır.

Bugün, Tuna Nehri simgesinin bize hatırlattığı acımasız günleri yaşamamak için; ihanetlere, oyunlara, altın tepsilerde sunulan zehirlere, içerimizde sürekli dışarı ile irtibat içerisinde olan, işbirlikçi hainlere dikkat etmek zorundayız. Bu coğrafyanın yeni TUNA nehri türküleri, bestelenmesini istemiyorsak; uyanık olmak, boynumuzun borcudur. Sınırlarımızın civarında yaşanan olayların ne anlama geldiğini analiz, etmemiz lazımdır. Çok yakınlarda bize; siyah rengini tanıtmak için, kapkara diyerek, siyah rengini daha da korkunç hale getirenlerin; neden birdenbire aynı renge bembeyaz demelerini, anlamamız lazım. Bu uğurda kafa yormamız lazım... Düşüncemizi, zorlamamız lazım... Gelecek, güzel günlerimiz, olayları iyi analiz etmemize bağlıdır...

Yeni ihanetlerle karşılaşmamak için;

Uyanık olmak lazım... Uyumamak lazım... Uyumamak...

YORUM EKLE

banner51

banner45